Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ÖSYM’ye Mektup Var! – Cansu Karagül

ÖSYM’nin hem sehven hem şehvetlen ardı arkası kesilmeyen hataları gün geçmiyor ki mağdurlar arasına yeni adayları, yeni öğrencileri eklemesin.. Bildiğimiz üzere ÖSYM önce Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS)’ndaki şifre skandalının ardından öğrencilere “geliştirilen yazılım çalıştırıldığında her soru için rastgele verilmesi gereken değerler,  sehven  sıralı olarak verildiğinden oluşturulan soru kitapçıklarında bazı sorularda en büyük değerli seçeneğin hemen sağındaki seçeneğin, doğru cevap olması durumu ortaya çıkmıştır.” açıklamasını içeren bir mektup yollamıştı. Daha liseli arkadaşlarımızın isyanları durulmamışken üzerine bir de Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES)’ndaki soru kitapçığı krizi eklendi ve tutuşan ÖSYM yetkilileri çözümü yine adayların e-posta adreslerine mail yollamakta buldu. ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir, “Kitapçıklarınız incelenecek ve sizlerin mağdur olmaması için ÖSYM Yönetim Kurulu tarafından değerlendirilerek gereken işlem yap...

Dedim “Naber” dedi “İyidir” – Cansu Karagül

Şimdi biz –en azından ben öyle sanıyorum- sanıyoruz ki, bu toplumda bir çok insan yaşadığı hiç de insani olmayan bu hayattan şikayetçi. Herkes bir şekilde darbeyi yemiş, yemeye devam ediyor ya da yiyecek. Açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca insan var ve açlık sınırı her geçen gün daha da artıyor. “Özgürlük” desen, eser kalmamış. Peki o zaman bu insanlar nasıl hala durumlarından memnun olduğunu söyleyebiliyor? Geçen haftalarda bir sosyal araştırmada görevliydim. Orta ve düşük (sosyo-ekonomik açıdan) seviyeli bazı mahallelerde görüşmeler gerçekleştirdim. Bu yazıda aktaracaklarım araştırmanın raporu değil, yapmış olduğum anketler esnasında edindiğim bilgilerdir. Öncelikle şunu söylemeliyim, kürt, alevi, genç, yaşlı, kadın, erkek, bakıma muhtaç, yoksul, sağlıklı, göçmen, ev kadını, çalışan, eski MHP’li, SP’li vs. arasında bir çoğu önümüzdeki seçimde AKP’ye oy vereceğini ifade eden ve genel anlamda AKP, özelde ise Tayyip Erdoğan’a “her şeye rağmen” güven duyan insanlardı. Tür...

Gezme Ceylan Bu Dağlarda Seni Avlarlar// Tecavüz- Kadın- Hukuk(!) –Cansu Karagül

Bir varmış bir yokmuş, kadının biri kendini yollara vurmuş. Kadın, yerinin evi olduğunu bilmiyormuş. Saat neredeyse 8’i vurmuş, kocasının da haberi yokmuş. Üstelik memlekette gece(!) tek başına yalnız sokağa çıkan bir kadına kimsenin hoşgörüsü yokmuş.. İkisi tutmuş, biri soymuş. Ailesinin “namus”una toz konduran bir “yollu”ymuş.. Türkiye’de devletin tüm aygıtları gibi hukuk sistemimiz de var olan cinsiyet eşitsizliğini sürdüren, derinleştiren ve yeniden üreten bir kurum ne yazık ki. Hukuk sisteminde erkek egemenliğinin kanunlar aracılığıyla nasıl pratik edildiğini anlamak için hukukun cinselliğe nasıl baktığını sorgulamak gerekir. Türk Ceza Kanunu’nda yapılan tüm değişiklikler, yenilikler aslında “mış” gibi yapmaktan öteye gidemiyor. Sonuç hep aynı, özelde kadın cinselliği, genelde de kadın denetim altında.. Çare hâkimin değerlerinden, inançlarından, önyargılarından arınmış hükmü, – tabi mümkünse -; çünkü yorum her zaman öznel ve çoğuldur. Toplum hayatı özel ve kamusal diye ayrıl...

Küreselleşme, Yoksulluk ve Kadın – Cansu Karagül

Kadınların ekonomik ilerlemesini hızlandırmaya odaklanan iş dünyası forumu Küresel Kadın Zirvesi 05 Mayıs Perşembe günü 35 bakanın katılımı ile gerçekleşen ‘Bakanlar Yuvarlak Masa Toplantısı’ ile başladı. TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in “Kadın CEO oranında AB’yi geçtik.” vurgulu konuşmasına küreselleşme olgusu üzerinden yaklaştığımızda Türkiye’deki tezatlık çarpıcı bir biçimde gözler önüne serilmektedir. Bunu hem verili istatistiki oranlarda, hem de son haftalarda medyadan da rahatlıkla takip edebildiğimiz Türkiye’de kadın olmanın zorluğuna dair paylaşılan haberlerde gözlemleyebilmek mümkün. “En çok Danimarka, Finlandiya ve Türkiye’de CEO var.” Ümit Boyner’in zirvedeki sözleri şöyle sürmektedir: ‘Biz kadınların yalnız ekonomiye değil, siyaset hayatına da katılımını destekliyoruz. Kadınların ekonomiye katılımı sadece kadınların aileleri ve kendilerinin güçlenmesi için değil, sosyal ve ekonomik büyüme için de gereklidir. Kadınların ekonomiye katılması kalkınma için hayati öneme ...

Yükseköğretimde Eşitsizlik ve Neoliberal Politikalar – Cansu Karagül

Türkiye’de “yükseköğretim”, Yükseköğretim Kanunu’na göre, “Milli eğitim sistemi içinde, ortaöğretime dayalı, en az dört yarı yılı kapsayan her kademedeki eğitim – öğretimin tümü”1 olarak tanımlanmıştır. Yine aynı kanunda yükseköğretimin amacı; “Yükseköğretim kurumları olarak yüksek düzeyde bilimsel çalışma ve araştırma yapmak, bilgi ve teknoloji üretmek, bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişme ve kalkınmaya destek olmak, yurt içi ve yurt dışı kurumlarla işbirliği yapmak suretiyle bilim dünyasının seçkin bir üyesi haline gelmek, evrensel ve çağdaş gelişmeye katkıda bulunmaktır.”2 Bu maddeden de anlaşılacağı üzere, yükseköğretim kurumları, özelde ise üniversiteler, bir toplumda bilim ve bilgi üreterek bireylerin gelişimini sağlayan ve daha geniş ölçekte, toplumların kalkınmasında büyük önem taşıyan yerlerdir; ancak toplumun her kurumu toplumsal gelişmelere bağlı olarak değişmeye mahkum bırakılır. Türkiye’de eğitim sistemi ilk büyük dönüşümü Cumhuriyet yıllarında, ikinci büyük ...

Küçük Köylüye Ne Oldu? – Cansu Karagül

Mülksüzleşme süreci Türkiye’de özellikle 50lerden itibaren hızlanmıştır. 50lere kadar olan dönemde, aşarın kaldırılması, tarıma yeni toprakların açılması, tarımsal üretimde yeni tekniklerin kullanılması sonucu üretkenliğin artması ve siyasal iktidarın köylünün “oy”una ihtiyaç duyması ölçüsünde tarımsal ürünlerde devlet tekel fiyatı uygulayarak köylülüğün lehine bazı adımlar atması gibi faktörler köylülüğün varlığını koruyabilmesini sağlamış ve mülksüzleşmesininin engellenmesine yardımcı olmuştur. 1950’lerden itibaren ise, köylülük açısından farklı bir süreç yaşanmıştır. Köy topluluğunun ortaklaşa mülkü olan mera ve otlakların tarıma açıla rak ortak mülk olmaktan çıkması ve bu toprakların büyük toprak sahipleri ve köy ağalarının elinde toplanması, geniş ölçekli tarıma geçilmesi, Marshall Yardımı ile tarıma giren traktörlerle birlikte makinalı tarıma geçiş, sulama, gübreleme, direnaj, ilaçlama, nitelikli tohum kullanımı gibi yeni tekniklerin de kullanılıyor olması sonucu tarımda üret...

Yoksa Siz Hala Dönüştüremediklerimizden Misiniz? – Cansu Karagül

Kentleşme, kentsel dönüşüm, kentsel yeniden yapılanma, kentsel yenileme, canlandırma, değiştirme, koruma, soylulaştırma, gentrifikasyon.. Kent literatürüne bakmaya kalktığımızda hepsinin tezahürü benzer gibi görünmekle birlikte tüm bunlar, aslında birbirlerinden farklılaşan kavramlardır. Bu seferlik ben sadece bu kentten ve kentlilerden neler istediğimden bahsedeceğim. İstiyorum ki kentin “modern” görüntüsünü bozan tüm tarihi binalar ve yapılar yanıp kül olsun, sonra ihalelerde kapış kapış açık artırmaya çıksın ve artık bu binalar zamanı gelmiş de geçmiş “restorasyon”a kavuşsun (tabi ki de tarihsel ya da doğal değerleri kimse umursamıyor). Yıkılmaya yüz tutmuş evler derhal yıkılsın, bu evlerde yaşayan insanlara yeni ve “sağlam” bir apartman vaat edilsin, hatta TOKİ’den birer apartman dairesi tahsis edilsin, haline vaktine bakmadan mortgage’a girişsin ve boyunun ölçüsünü alsın; ödeyemedikleri krediler yetmezmiş gibi evsiz kalsın. Kentsel dokunun bütünlüğünü bozan tüm semtler yerle bir...